Alimlerin dilinden Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî
Haber
29 Mart 2021 - Pazartesi 09:07 Bu haber 676 kez okundu
 
Alimlerin dilinden Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî
İslam ümmetinin güzide şahsiyetlerinden büyük dava adamı Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî, vefatının 61’inci yıl dönümünde rahmet ve minnetle yad ediliyor.
Din & Toplum Haberi
Alimlerin dilinden Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî

Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri, yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden ve fikir adamlarındandır. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki engin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, keskin zekâsı, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla "Bediüzzaman" sıfatıyla anılmaya başlanmıştır.

Bediüzzaman'ın hayatı davasına delil olmuş, dindarlığı akılları hayran, kalpleri meftun etmiştir. Bir dava adamında bulunması gereken bütün faziletleri zirvelerde yaşamış, dünyaya Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e has bir talebenin nasıl olacağını göstermiştir.

Bediüzzaman Hazretlerinin onu yücelten bir hayali ve ideali vardı. Davası için, Rabbinin muradını murat edinerek yaşadı.

Üstad'ın vefat yıl dönümü münasebetiyle alimler, akademisyenler ve siyasiler İLKHA’ya önemli değerlendirmelerde bulundu.

HABERİN VİDEOSUNU İZLE
"Said Nursi, şark medreselerinin yetiştirdiği üstün ve büyük bir alimdir"

İTTİHADUL ULEMA (Alimler ve Medreseler Birliği) Yönetim Kurulu Üyesi Molla Abdulkuddüs Yalçın, Bediüzzaman'ın gerçek manada zamana damgasını vuran büyük bir alim olduğunu belirterek,

"Üstad Bediüzzaman Said Nursî, şark medreselerinin yetiştirdiği üstün ve büyük bir alimdir. İman hakikatlerini ve Kur'an-ı Kerim'in gerçeklerini açıklaması noktasında zamanımızın müceddididir. Biz O'nu müceddid olarak görüyoruz. Zaten Risale-i Nur'da da buna benzer açıklamalar mevcuttur. Gerçek manada zamana damgasını vuran büyük bir İslam alimidir.

İTTİHADUL ULEMA Yönetim Kurulu Üyesi Molla Abdulkuddüs Yalçın

Üstad Bediüzzaman, imanın ve tevazunun zirvesinde olan bir zattır. Yani tevazuda mütevazi, iman noktasında da imanın en yüksek mertebesinde olduğuna inanıyoruz. 'İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okur.' diyen Üstad, tabiri caizse yürüyen bir imandı. Çünkü İslam'ı sahiplenme noktasında tüm kâinata meydan okuyacak derecede iman hakikatlerini korkusuzca anlatmış, tüm hayatı sürgün ve zindanlarda geçmesine rağmen hiçbir zaman taviz vermemiştir. Yani büyük bir İslam davetçisi, alimi ve iman timsalidir diyebiliriz." ifadelerine yer verdi.

"Bugünkü gençlerin Risale-i Nur'a büyük bir ihtiyacı vardır"

Bediüzzaman'ın ömrünü İslam'a ve Kur'an'a feda etmiş büyük bir zat olduğunu belirten Bitlis İl Müftüsü Mehmet Feysal Geylani "Bitlis, alimlerin, ulemaların, medreselerin yoğun olduğu, büyük zatların yetiştiği bir yerdir.

Bediüzzaman Hazretlerinin hayatını incelediğimiz zaman, bütün mücadelesinin, iman-i ve Kur'an-i olduğunu, ömrünü İslam'a ve Kur'an'a feda etmiş büyük bir zat olduğunu görürüz. Bugünkü gençlerin Risale-i Nur'a büyük bir ihtiyacı vardır. Okullarımızda mutlaka Risale-i Nur'un okutulması lazım. İman-i konularda, yeni nesil çok zayıftır. İmani konularda boşluğu en güzel şekilde dolduracak Risale-i Nur'dur.



Bitlis İl Müftüsü Mehmet Feysal Geylani

Bediüzzaman, 'İman, insanı insan eder, belki de sultan eder' demiştir. İnsan, imanı kazandıktan sonra insanlığını anlar. Dünyaya gelişinin gayesini ve hikmetini anlar. Bu dünyanın bir misafirhane, bir bekleme salonu olduğunu o şekilde anlar, ona göre kendine çeki düzen verir. İmanı olan insan, dünyaya meydan okur. Allah'a ve ahiret gününe iman, inanan insanın dünya ve ahiretini cennete çevirir. Bundan dolayı Bediüzzaman Risale-i Nur'da, 'İman hem nurdur hem kuvvet, hakiki imanı elde eden bütün dünyaya meydan okur' diyiyor. İşte Bediüzzaman, hakiki imanı elde ettiği için dünyaya meydan okumuştur. Bediüzzaman Hazretlerinin o yüksek zekâsı ve ferasetine hayran kalarak ehl-i küfür bile ona teslim olmuştur. Çünkü O, imanı kalbine ve gönlüne yerleştirmiştir. Kalbine ve gönlüne yerleşen o iman ile en güzel şekilde amel edip, mücadele vermiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, 82 yıllık ömründe bu imani meseleleri anlatmakla, İslam ve Kur'an'ın en büyük mücadelesini vermiştir. Bu mücadeleyi verirken sürgün edilmiş, ömründe rahat yüzü görmemiş ama mücadelesinden ve imani meselelerden zerre kadar taviz vermemiştir. Bu mücadeleyi vermek üzere ruhunu Rabbine teslim etmiştir.

Bugün içinde bulunduğumuz toplumda, okullara bakıyoruz, çevreye bakıyoruz, haberleri dinliyoruz, büyük problemlerin olduğunu görüyoruz. Bütün bu sıkıntıların derdi, ilacı Kur'an'dır, imandır, İslam'dır. Kur'an'a iman edip ona göre amel edersek bu problemlerin hiçbiri kalmaz. Vefatının sene-i devriyesinde kendisine Allah'tan rahmet diliyorum." ifadelerine yer verdi.

"Bediüzzaman büyük bir dava adamıdır"

Sait Nursi Hazretlerinin, bu milletin önünü aydınlatan büyük bir dava adamı olduğunu belirten Mardin İl Müftüsü Ali Hayri Çelik şunları kaydetti:

“23 Mart 1960 yılında vefat eden Bediüzzaman Said Nursi, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşamış ve bu milletin önünü aydınlatan, İslam ile bağını bağlantısını muhafaza eden, vahyin aydınlığında hakikat pınarları olan Risale-i Nurları yazmış büyük bir dava adamıdır. Van’da Horhor Medresesi’nde halka vaaz, irşat ve tebliğ işleri ile meşgul iken bir ara Van Valisi Tahir Paşa Konağında misafir iken gözüne bir gazete ilişir. Gazetede, İngiliz Sömürgeler Bakanı William E. Gladstone şöyle diyordur: ‘Müslümanların elinden Kur’an-ı Kerim’i almadan onların ülkelerini sömürmeye, ülkelerini işgal etmeye gücümüz yetmez.’ Artık Bediüzzaman Said Nursi’nin harekete geçme zamanı gelmişti ve hayatını vakfedeceği davası Kur’an davasıydı. İnsanların aklını ikna ede ede, anlata anlata ve misaller vererek ilmi ve fenni yönden Allah’ın varlığını, ahiretin lüzumunu, cennet ve cehennemin varlığını bu milletin evlatlarına anlatmıştır ve hayatını davasına vakfetmiştir. Geride de yüzbinlerce talebe bırakmış ve hala yazmış olduğu kitaplar bugünkü gençliğin önünü aydınlatmaya devam etmektedir. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Yetiştirdiği talebeler, yazdığı iman hakikatleri kendisinin amel defterine sadaka-i cariyesi olsun.”



Mardin İl Müftüsü Ali Hayri Çelik

"Üstad, İslam davası uğruna bütün hayatını feda etmiştir"

Üstad Bediüzzaman'ın ilk talebelerinden Ali Çavuş'un oğlu Fevzi Aras, babası ile Üstad Bediüzzaman arasında geçen hatırayı şöyle anlatıyor:

"Babam Ali Çavuş'un yaklaşık olarak 18 yılı Üstad Bediüzzaman ile geçti. Üstad, Rusya'dan döndükten sonra bir müddet Norşin Camiin'de kalıyor. Üstad bir süre sonra babama haber gönderiyor ve köye gitmek istediğini ve bundan sonra orada kalmak istediğini, kendisini götürmesi için bir at getirmesini istiyor. 3 aylığına köyde (Kavuncu-Çorevanıs) kalıyor. Bir Kurban Bayramı günü bayram namazını da köyde kıldıktan sonra Erek Dağı'na gideceğini söylüyor. Ve babama da kendisine yorgan, yatak getirmesini istiyor. Babam, kış mevsimi olduğu için havaların soğuk olduğunu biraz daha köyde kaldıktan sonra gitmesini istiyor ama Üstad gitmek istiyor.

Üstad Erek Dağı'na çıkıyor daha sonra. Babam da köyde kalmaya devam ediyor. O zamanın alimleri, hocaları, müftüleri Üstad'ı ziyarete geliyorlar. Gelenler Üstad'ın köyde olduğunu düşünüyorlar. Babam da köye gelen ziyaretçileri dağa gönderiyor. 3 günlük bayram sürecinde 150-200 kişiye yakın kişi Üstad'ı ziyaret ediyor.



Üstad Bediüzzaman'ın ilk talebelerinden Ali Çavuş'un oğlu Fevzi Aras

Bayram bittikten sonra babam yiyecek bir şeyler hazırlayıp Üstad'ın yanına Erek Dağı'na gidiyor. Üstad belli bir süre Erek Dağı'nda kalıyor.

Üstad'ın talebelerinden biri de çok büyük bir zat olan Şeyh Enver Efendidir. Şeyh Enver Efendi de şehirde kalıyor ama zamanının çoğunu Üstad'la dağda geçiriyor. 1924 tarihinde bir gün babam evde dinlenirken Şeyh Enver Efendi, babamın yanına geliyor ve durumun artık kötüleştiğini söylüyor. Dönemin iktidarı tarafından dindar olan herkesin öldürüldüğünü ve sürgün edildiğini söylüyor. Sıranın artık Üstad'a geldiğini söylüyor. Babama "Ne yaparsan yap Üstad'ı İran'a götür." diyor. Babam da Üstad'ın dağda güvende olduğunu ve şehirde olduğu için Şeyh Enver Efendi'nin kendine dikkat etmesi gerektiğini söyleyince Şeyh Enver Efendi kızıyor ve babama derhal Üstad'ı İran'a götürmesi gerektiğini söylüyor.

Babam Üstad'a gidip olan bitenleri anlatınca Üstad çeşitli bahanelerle babamı köye gönderiyor ve en sonunda da babamın aşırı ısrarı karşısında sinirleniyor ve elini havaya kaldırarak, " Padişah gitme diyor, nefer git diyor. Sen hangisinin sözünü dinlersin?" diyor. Üstadın bu sözünden sonra babam susuyor tabi. Birkaç gün sonra askerler Üstad'ı alıp götürüyorlar. Babam ile diğer talebeler askerlerin elinden Üstad'ı kurtarmaya çalışıyorlar ama Üstad durumu bildiği için onları engelliyor. Babam kendisine bir ayakkabı getiriyor, bütün ısrarına rağmen Üstad, ayakkabının parasını babama veriyor. Babam Üstad'a şimdiki İskele Caddesi'ne kadar eşlik ediyor ve orada birbirlerinden ayrılıyorlar." 

HÜDA PAR Genel Sekreteri  Demir: Üstad, İslam ümmeti açısından çok ciddi bir değer ve mirastır

HÜDA PAR Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Şehzade Demir de Said Nursî'nin bölgenin en meşhur alimlerinden biri olduğuna dikkat çekti.

Demir, "Said Nursî, zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına bakıldığı zaman, imanın çok ciddi bir tehlike altında olduğunu Batı cereyanlarının İslam’ın akidesini çok ciddi tehlike ile karşı karşıya bıraktığını gördüğünde neredeyse bütün projelerini bir kenara bırakarak iman hakikatlerini araştırmaya ve insanlığa ulaştırmaya başlamış. Medresetü'z-Zehra gibi bir projesi vardı. Projesi bugün dahi çok ciddi ihtiyaçtır. Ancak Üstad, İstanbul’a gidip döndükten sonra imanın nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu gördükten sonra zamanının nerdeyse tamamını iman hakikatlerine ayırmıştır." dedi.



HÜDA PAR Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Şehzade Demir

Bediüzzaman’ı çağın alimlerinden faklı kılan bazı özelliklerinin olduğunu söyleyen Demir, "En belirgin özelliği, iman hakikatlerini işlerken ve yazarken Risaleler'i kaleme alırken sadece Kur’an’dan istifade etmiştir. Kendisi de onu sık sık ifade etmiştir. Farklı kaynaklardan farklı kaynak ve ilimlerden istifade etmek yerine sadece Kur’an üzerinde çalışmış ve sadece Kur’an üzerinden araştırmalar yaparak Risaleler'ini kaleme almıştır. Onun fikirlerinin sadece Kur’an’dan beslenerek dinimizin, akidemizin, temel kaynağı olan Kur’an’dan esinlenerek hazırlanması Risaleler'in en belirgin özelliklerinden bir tanesidir. Bu nedenle saf, temiz insanların rahat bir şekilde kabul edebileceği berrak iman hakikatlerini ön plana çıkarmıştır. Üstad, çok büyük rahatlıklar içerisinde evinde oturarak Risaleler'ini kaleme almamış. Toplumun içinde, toplum ile birlikte, toplumun sıkıntılarını yaşayarak çoğunlukla hükümet tarafından gönderildiği sürgünlerde ve cezaevlerinde Risaleler'ini kaleme almıştır. Bu da elbette ki Risaleler'e farklı bir anlam katmış." diye konuştu.

Demir, "Üstad, Saidê Kürdî olarak da bilinir. Kürt coğrafyasında Kürt aşiretleri içerisinde yetişerek büyümüş, bölgenin medreselerinde kendini yetiştirmiş ve bölge insanını çok iyi tanıdığı için de onların ruhuna çok iyi hitap edebilmiş, sorunlarını çok iyi idrak etmiş ve insanların imanını kurtarmaya büyük oranda muvaffak olmuştur. Üstad Bediüzzaman’ın kendisine, risalelerine, fikirlerine ve yazdığı iman hakikatlerine Müslümanların sahip çıkması lazımdır. Üstad, İslam ümmeti açısından çok ciddi bir değer ve mirastır. Bugün dahi imanın çok ciddi tehditler altonda olduğu bir süreç içerisindeyiz. Üstad Bediüzzaman günümüzde dahi çok büyük bir ihtiyaçtır." şeklinde konuştu.

"Üstad'ın en büyük özelliklerinden biri onun şefkatiydi"

"Üstad'ın en büyük özelliklerinden biri onun şefkatiydi. Müslümanlara acımış ve hayatında hiçbir zaman menfi bir harekette bulunmamıştır" diyen Haliliye İlim ve Kültür Vakfı Genel Sekreteri Emekli Din Görevlisi Bahattin Akboz, Üstad ile ilgili şunları kaydetti:

"Üstadımıza, Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, kendisine ve onunla birlikte olan dava arkadaşlarına rahmet diliyorum. Üstad Hazretleri, Bitlis'te doğmuştur. 23 Mart 1960 tarihinde Urfa'da vefat etmiştir. Üstad Hazretlerinin ömrü uzun bir ömürdür. Onun hayatını ancak 'Tarihçe-i Hayat' eserinden okumak gerekir. Abdulkadir Badıllı abinin, yazmış olduğu ciltlerle dolu hayatını okumak lazım. Ahmet Akgündüz Hocamızın belgelerle ispat ettiği hayatını okumak gerekir. Bediüzzaman sıradan bir insan değildir. Tarihte çok ender rastlanan bir şahsiyettir. Tarihçilere göre asrımızda yaşayan 'Asr-ı Saadet' Müslümanıdır.



Haliliye İlim ve Kültür Vakfı Genel Sekreteri Emekli Din Görevlisi Bahattin Akboz

Bediüzzaman ilmiyle, cesaretiyle, şefkatiyle ve hangi yönüyle ele aldığın zaman onu anlatmakla bitiremeyiz. Üstad'ın en büyük özelliklerinden biri onun şefkatiydi. Müslümanlara acımış ve hayatında hiçbir zaman menfi bir harekette bulunmamıştır. Üstad, kendi talebelerine 'Biz asayişin muhafızlarıyız' demiştir. Asla ve asla asayişi ihlal edecek bir şey yapmamıştır.  Bu asırda en fazla zulme uğrayan insanlardan birisidir. Tarihte onun kadar zulme uğrayan çok ender kişi vardır.  Üstad'ı 27 kez zehirlemişlerdir. Çok acılar çekmiş, hayatını hapishanelerde geçirmiştir. Buna rağmen asayişi ihlal edici bir harekette bulunmamıştır. 'Masumların canını yakmak istemiyorum' demiştir. Bu, O'nun şefkat cihetini göstermektedir.

Üstad Hazretleri, İstanbul'da kaldığı yerde 'Burada her türlü soruya cevap verilir, sual sorulmaz' demiştir. Bu kimsenin cesaret edeceği bir hadise değildir. Üstad Hazretleri, o dönemde gelen insanlara cevap vermiştir. Dolayısıyla Risale-i Nur, bütün cümleleri ve ifadeleri ya ayet ya da Kur'an'ı Kerim'in bir tefsiridir. Sünnet ve cemaat görünüşüne ters bir ifadede bulunmamıştır. Bazı insanların hayatının ilk dönemine bakıldığında; birtakım şeyler söylüyorlar. Daha sonra sözlerinden dönüyorlar. Üstad Hazretlerinin 1910'da Şam Emevi Camii'nde vermiş olduğu Hutbe-i Şamiye'de; doğudaki aşiretlere nasihat ettiği münazaratta, eski eserlerinden Divan-ı Harb-i Örfi'de, ilk hayatındaki ifadeler ve cümlelerle, hayatının sonuna kadar ifadeleri aynı olmuştur.

Birçok âlimle görüşmüş ve konuşmuştur. Fakat hiçbir âlimin tesirinde kalmamıştır. Bugün birçok şair, âlim ve ilim erbabı var. Bunlar, mutlaka bir âlimin tesirinde kalmışlardır. Bediüzzaman Hazretleri 'Benim üstadım yalnız ve yalnız Kur'an'ı Kerim'dir' diyor. Kur'an'ı Kerimden başka Bediüzzaman kimseyi Üstad edinmemiştir. Dolayısıyla bugünkü gençliğin Risale-i Nur'u, Gençlik Rehberi'ni, Meyve Risalesi'ni ve Tabiat Risalesi'ni okuması ve okutması gerekir. Gençlere yazık değil mi? Gençlerimiz ateist oluyorlar. Ateist olan bir insandan ne hayır gelecek? Ateist olan biri; vatanına, milletine, anasına, babasına ve kimseye faydası olmaz. Bunun için Bediüzzaman, 'Tabiat ve Uhuvvet Risalesi'ni bu tür kesimlere yönelik olarak yazmıştır.

Bugün Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik yok. Bu en büyük meseledir. En büyük mesele; Müslümanların bir araya gelememesidir. Bediüzzaman, Uhuvvet Risalesi'ni yazmakla Müslümanların birlik ve beraberliğini, İttihadul İslam'ı sağlamak istemiştir. Şahsi meselelerden kaçınmamız gerekir. Fedakârlık gerekir. Her insan 'benim mesleğim haktır, doğrudur' şeklinde düşünebilir. Fakat 'hak yalnız benimdir' demeye hiç kimsenin hakkı yoktur."

"Bediüzzaman'ın hayatının her karesinde bizim için gerçekten çok güzel dersler vardır"

"Said-i Nursi hazretlerinin, zorluklara rağmen mücadelesini en güzel şekilde sürdürmesi bizim için bir mirastır" diyen Araştırmacı Yazar Özkan Yaman "Bediüzzaman Said-i Nursi hazretlerinin hayatının her karesinde bizim için gerçekten çok güzel dersler var. Onun sadece İstanbul hayatı veya sadece zindan hayatı değil ilme âşık olduğu, ilim öğrendiği gençlik yılları da bizim için örnektir.



Araştırmacı Yazar Özkan Yaman

Onun yaşadığı hayattan ziyade hayatta karşılaştığı durumlara gösterdiği tepki önemlidir. Zorluklar içerisinde kolaylığı, fırsatı, imkânı görmesi, sürekli ümit aşılaması, zorluklara rağmen mücadelesini en güzel şekilde sürdürmesi bizim için bir mirastır. Miras denilince tabii ki eserlerini anlamak gerekiyor. Onun kendi ifadesiyle de eserleriyle meşgul olduğumuz zaman bir şekilde Bediüzzaman ile de manevi olarak muhabbet etmiş gibi oluyoruz. Allah-u Teâla, o büyük zatı eserleriyle bir şekilde hepimizin hanesine, hatta cebine gönderiyor. Önemli olan bundan istifade edebilmektir.

Onun vefatı da hayatı gibi derin izler bırakmıştır. Vefatından sonra herkese düşen, onun yaşadığı dönemde gördüğü eziyetleri, çektiği işkenceleri, şu anda gündem edip ona itibarının iade edilmesi, hak ettiği değerin verilmesidir." dedi.

"Üstad, Allah’ın kendisine ikram ettiği büyük ve zengin bir ilme sahipti"

İTTİHADUL ULEMA üyesi Molla Ekrem Derdiyok, Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili şunları kaydetti:

Üstad, kesbi ve vehbi bir ilme sahipti. Rabbimizin büyük bir veli kuludur. Üstad, Allah’ın kendisine ikram ettiği büyük ve zengin bir ilme sahipti, Rabbani bir âlimdi. İlmiyle amil, imanıyla kâmil, ihlasıyla mücehhez (donanmış) bir liderdi. O, medresede âlim, camide vaiz, muharebe alanında ise mücahit ve komutandı. Her sahada uzman değerli bir şahsiyetti.

Üstad kendini anlatırken şu ifadelere yer verir:

"Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:

Fâniyim, fâni olanı istemem.

Acizim, aciz olanı istemem.

Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem.

İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.

Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.

Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.’’




İTTİHADUL ULEMA üyesi Molla Ekrem Derdiyok

Üstad. Bediüzzaman Said Nursi, bu ümmet için Allah’ın bir lütfu ve keremidir. İman, itikat ve kader ile ilgili hiçbir alimin söyleyemediği, söylemek isteyip de üstesinden gelemediği bilgileri Bediüzzaman izah etmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, ümmet için bir hazinedir. O, yürüyen, düşünen ve konuşan Rabbani bir kütüphanedir. 

Bediüzzaman Hazretleri kıyamete kadar gelecek olan ümmet için önemli bir değerdir. Allah-u Teala rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Rabbimiz şefaatine nail kılsın." 

"Bediüzzaman’ın bütün gayesi milletinin imanını selamette görmek"

Büyük dava adamı Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî'nin vefatının 61’inci yıl dönümü münasebeti ile açıklama yapan Siirt Eğitim ve Kültür Vakfı yetkilisi ilahiyatçı Abdulkadir Işık, Üstad'ın, gençlerin imanının kurtulması için verdiği mücadelenin bizlere örnek olması gerektiğine dikkat çekti

Işık şu ifadelere yer verdi: "Üstad Bediüzzaman, iman ve Kur’an savasında mücahit ve ilmi şahsiyetiyle çok büyük hizmetleri olan bir inşadır. Üstad Bediüzzaman Bitlis’in hizan ilçesi Nurs Köyünde gördüğü kısa bir ilim hayatından sonraki mücadelesi bize şunu gösteriyor: “Şarkın yalçın köylerinden bir genç çıkıyor ve ilmiyle o kadar büyük işler yapacağının sinyalini veriyor ki kendisine Bediüzzaman deniliyor.”



Siirt Eğitim ve Kültür Vakfı yetkilisi ilahiyatçı Abdulkadir Işık

Bediüzzaman diyor ki “Şuna buna niçin sataştın diyorlar, aslında farkında değilim, karşımda müthiş bir yangın var, alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım, imanın tutuşmuş yanıyor. Ben yangına koşuyor evladımı kurtarmaya çalışıyorum, birisi beni kösteklemeye çalışmış ne ehemmiyeti var.”

Kendi deyimi ile 'Ben milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım, çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur fakat Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem orası bana zindan olur.' diyor.

Bediüzzaman’ın bütün gayesi milletinin imanını selamette görmektir. Bu uğurda çok eziyetler çekmiştır. Yine kendi deyimiyle “80 kusur hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum” ifadelerine yer veriyor. Biliyorsunuz 28 senesi sürgün ve hapishanelerde geçti.

'Memleket memleket sürgünlere gönderildim, çekmediğim ez, cefa kalmadı. Fakat bütün bunların neticesinde iman ve Kur’an mücadelesini yaparken bu çektiğim eziyetler helal olsun” diyor. Bediüzzaman’ın en büyük özelliklerinden bir tanesi de müspet harekettir. 'Elimizde nur var, topuz yok” diyor. Müspet mücadelenin en güzel örneklerinden bir tanesini veriyor.

Bediüzzaman, yüce Allah’ın (Celle Celaluhu) varlığını, tevhidi, nübüvveti, adaleti, öldükten sonra dirilmeyi en güzel şekilde anlatıyor. Allah’a imanın anlatıldığı 10’uncu sözü yazıyor ve insanları o kitapta neredeyse ahiret sokaklarında dolaştırıyor.

Bu kadar ikna edici güzel cevaplarıyla akla gelen bütün şüpheleri izale edecek metotlar ile Allah’ın varlığını, birliğini, ahiretin varlığı ispat ediyor.

Dolayısı ile Bediüzzaman, ilmi şahsiyeti ile, kişiliği ile iman ve Kur’an mücadelesi ile bütün Müslümanlara örnek olacak bir şahsiyettir. İslam aleminin bu gibi şahsiyetlere ihtiyacı olduğu apaçıktır. Onun eserlerinden faydalanılması gerektiği, onun açtığı yolda gençlerin imanının kurtulması için verdiği mücadele bizlere örnek olmalı." 



Cizre ulemasından Molla Abdullah Denis

"Ne zaman ki bu memlekette Aziz İslam'a muhalefet başlamışsa, onların karşısına da Allah'ın buyruğu ile hareket eden birçok İslam alimi çıkmıştır. Bu alimler, 'Mümin iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.' ayetini kendilerine örnek alıyorlardı. Bizler dinimize muhalefet edenlere karşı, 'Dünyamıza değil, dinimize sahip çıkmaya geldik.' diyorlardı.

Her kim dinine sahip çıkarsa, o, Allah'ın emin kullarından olur. Her kim dinine sahip çakmazsa o ise hainlerden olur. Hainlerin yönü cehennemdir, eminlerin yolu ise ölüm ve zorluklar olmasına rağmen cennettir. Onlar hakkı söyleyenlerdendir. Üstad Bediüzzaman da hakkı söyleyenlerden olduğu için onu tutukladılar, hapse attılar. 27 küsur yıl cezaevinde kaldı. Orada aziz İslam için yine çalışmalarına devam etti, kitaplar yazdı.

Cezaevindeyken ona zehirli iğne vurulduğu ve vefatının bundan olduğunu söylenir. Vefatı yaklaştığında Allah-u Teâlâ onun kalbine htirdi. Eğer cezaevinde vefat etseydi naaşını yok edeceklerdi. Üstad, Yasin Suresi'nin bir kısmını okuyup cezaevinden çıkmıştır. Cezaevindeki nöbetçi gardiyan ve polisler, Üstadın gündüz vakti çıkıp gittiğini görmediler. Allah onlara Üstad Bediuzzaman'ın çıkışını göstermedi. Cezaevinin kapısında Allah'ın veli kullarından birisi onu arabasıyla bekliyordu. Yolda arabanın yakıtı bittiği halde Şanlıurfa'ya kadar aracın yakıtsız gittiği söyleniyor.

Urfa'da yakın arkadaşının evine giden Üstad'ın, 'Ben bu akşam vefat edeceğim, yıkanacağım suyu ve diğer hazırlıkları yapın, kimseye de söylemeyin. Beni yıkamak için de mübarek bir zat gelecek ve ona nereden geldiğini, kim olduğunu sormayın.' demişti.

Üstad, 'Ölümümden sonra da bir musibet gelecek!' diye söylemiştir. Vefat ettiğinde onu yıkayacak olan zat gelip onu yıkadı ve defnetti. Vefatından bir müddet sonra Üstad'ın kabri açılarak naaşı oradan çıkarıldı ve nereye götürüldüğü kimseye söylenmedi.

Defin sırasında orada bulunanlardan birisi fotoğraf çeker ve Üstad'ı defneden mübarek zatı araştırmaya koyulur, nihayet o zatın Cizre'de kaldığını, isminin Şeyh Seyda olduğunu öğrenir. Kısacası Üstad Bediuzzaman'ın hayat mücadelesi de vefatı da mübarekti." 

"Yazmış olduğu Risale-i Nur Külliyatı bize bırakmış olduğu en büyük mirastır"

Üstad'ın ilim açıdan müthiş bir kariyere sahip olduğunu belirten Molla Cemal Sansür, "Bediuzzaman Üstad Said Nursi Hazretleri, hakikaten Cenab-ı Allah’ın kendisine vermiş olduğu o vehbi ilmin etkisiyle muazzam bir kişiliğe sahipti. Hem cesareti hem heybeti hem vakarlığı, yeri gelince tevazuya sahip bir kişiliğe haizdi. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’in övmüş olduğu alimlerde bulunması gereken sıfatların geneli Üstad hazretlerinde mevcuttu. Bu vehbi ilminin etkisinin müthiş derecede tezahürü vardır.



Molla Cemal Sansür

Üstad Hazretleri, ilim açısından asrımızın müceddidi diyebileceğimiz statüde bir zat-ı muhterem idi. Hala da onun ilminin sınırlarını belirleyebilecek bir imkân tespit edilemedi. Öyle ki, yazmış olduğu Risale-i Nur Külliyatı bize bırakmış olduğu en büyük mirastır. Bu mirası irdelediğimizde bir insanın beyninde nasıl bu kadar mükemmel ilim ve bilgi fışkırabilir diyebiliyor insan. Bu da insanın en son temas edebileceği nokta olan Vehbi ilim noktasıdır. Cenab-ı Allah, ‘bu kulumu insanlar arasından ilmi ve bilimi yayabilmesi için seçtim’ demekten başka seçenek bulamıyoruz. İlmi açısından müthiş bir kariyere sahipti. Kendisinden yüzyıllar gelse bile onun ilmi, eseri ve kişiliği varlığını ve ciddiyetini elbetteki koruyacaktır.

Bir alimin nasıl olması gerektiği konusunda Üstad hazretleri çok mükemmel bir şahsiyet göstermiştir bizlere. İlminin heybetini kırmamış hiçbir zaman. O öyle bir kişiliğe sahipti ki, ağaların, beylerin, kanaat önderlerinin meclisinde onlara yaranmak ve ilminden zillete düşme babında herhangi bir konuşma, hareket veyahut ta kendini ve ilmini küçük düşürecek bir kişiliğe bürünmemiştir. Bu bize bir önderdir bu açıdan. Aynı zamanda üstadın cesaretinin başka bir yönü de 80 yıl boyunca her sıkıntıya maruz kaldığı halde hiçbir zaman tavizkar bir kişiliğe sahip olmadığını çok iyi müşahede edebiliyoruz." vurgusunu yaptı. 

"Üstad, insanların imanının selamete kavuşması için fedakarane bir şekilde çalıştı"

İlahiyatçı Yazar Hakan Ayçoban, Üstad'ın ilmiyle amil bir alim olduğunu belirterek, "Üstad Bediüzzaman bu topraklarda yetişen nadide İslam evlatlarından bir tanesidir. Bu topraklar nice islam evlatları yetiştirdi, bunlar, İslama hizmet ettiler. Üstad Bediüzzaman da insanlığın imanının kurtuluşu ve selamete ulaşması için uğraşan bir İslam evladıydı.

Ömrü insanlara imanın hakikatlerini anlatmakla ve bildirmekle geçti. Yıllarca İslam ümmetinin, iman hakikatlerini öğrenmesi için mücadele etti. O mücadelesi neticesinde de çokça eziyet, sıkıntı ve muhaceratlar yaşadı. Yusufi Medreseleri tanıdı. Zindanlarda kaldı. Takibata uğradı, kendisine eziyet ve işkence yaptılar, defaatle zehirlemeye çalıştılar, ölümle hayatına kastettiler. Bütün bunlara rağmen Üstad, insanlığın kurtuluşu için insanların imanının selamete kavuşması için fedakarane bir şekilde çalıştı.

Üstad Bedüzzaman ilmiyle alim bir insandı, gerçek bir alimdi. Onun miras olarak bizlere bıraktığı risaleler, bugün dünyada birçok dile çevrilmiş. Birçok insan tarafından okunmuş. Çoğunlukla okunan kitaplar arasına girmiş. İnsanlığa imanın hakikatlerini anlatan akla, zihne hitap eden insanların tabiattan alınması gereken dersleri öğreten ve öğüt veren risaleleri, bütün insanlığa miras olarak bırakmış ilmiyle amil bir insandı." ifadelerini kullandı. 

Kaynak: (İLKHA) - İlke Haber Ajansı Editör: Süleyman TUNÇ
Etiketler: Alimlerin, dilinden, Üstad, Bediüzzaman, Said-i, Nursî,
Yorumlar
Haber Yazılımı